İlim Rehberi

İlim & Bilgi Rehberiniz

Hz Muhammed (s.a.)’in doğduğu çevre

Hz Muhammed (s.a.)’in doğduğu ortam özellikleri

Hz Muhammed (s.a.)’in doğduğu çevrePeygamberimiz Hz. Muhammed Arap Yarımadası’nın en önemli şehirlerinden Mekke’de dün-yaya gelmiştir. Hz. Muhammed’in doğduğu, yaşadığı ve vefat ettiği yer olması açısından Arap Yarımadası’nın peygamberimizin hayatında önemli bir yeri vardır.

Arap Yarımadası, Asya ve Afrika kıtalarının kesiştiği önemli bir noktada yer alır. İslam’dan önce Arap Yarımadası’nı bir arada tutan merkezî bir idare yoktu. Yarımadanın verimli bölgeleri olarak tarif edilebilecek yerlerinde kimi krallıklar kurulmasına rağmen bu krallıklar Arap kabilelerini bir araya getirmeyi başaramamışlardır.

Hz. Peygamberin dünyaya geldiği sırada Arap Yarımadası, Doğu Roma İmparatorluğu ve Sasaniler devletinin etkisi altındaydı. Ancak, her iki devlet de verimsiz topraklar ve büyük ölçüde çöllerden oluştuğundan, bu toprakları egemenlikleri altına almak için çaba göstermediler. Sadece yarımadanın verimli olarak nitelenebilecek kesimlerini önemsediler, buraların elde tutulmasına özen gösterdiler. Arap Yarımadası’nın içlerinde yaşayan Arap kabileleri hiçbir zaman kendilerini bu devletlere ait hissetmediler. Sadece ticaret gereği her iki devlet ile yapmış oldukları anlaşmalara uydular.

Arap Yarımadası’nda yaşayan Arap kabileleri geleneksel bir şekilde örf ve âdetlere bağlı olarak Hristiyan Doğu Roma ve Mecusi Sasanilerden farklı bir hayat yaşıyorlardı. Esas itibarıyla Hz. İbrahim’in dinine bağlı olan Arap kabileleri, zaman içerisinde yozlaşarak putlara tapmaya başlamışlardı. Zûnüvas ve Ebrehe gibi bazı hükümdarlar, Arapları bağlı oldukları inançlarından geri çevirmek istedilerse de bu kişilerin çabaları sonuçsuz kalmıştır. Bu nedenle Arapların çoğu İslam’ın doğuşuna kadar puta tapmaya devam etmişlerdir.

Peygamberimizin doğduğu dönemde Araplar yerleşik ve göçebe olmak üzere iki şekilde hayatlarını sürdürürlerdi. Şehirde yaşayanlar yerleşik bir hayat sürerler ve geçimlerini ticaretle sağlarlardı. Göçebe hayat sürenler ise çöllerde yaşarlardı. Bunlar genellikle tarım ve hayvancılık yaparlardı. Göçebe hayat yaşayanlara “bedevi” adı verilirdi.

Bölgede putperestlik yaygındı. Her kabilenin kendisine ait bir putu vardı. Lat, Menat, Uzza gibi putlar herkes tarafından bilinir ve saygı gösterilirdi. Kâbe’de üç yüz altmış put vardı ve bunların en büyüğü Hubel’di. İnsanlar Allah’a inanmakla birlikte bu putlara tapar, onların Allah ile aralarında aracı olduğuna inanırlardı. Bölgede Yahudilik, Hristiyanlık gibi dinlerin yanı sıra, ateşe tapan Mecusiler de vardı. Ayrıca Hz. İbrahim’in öğrettiği din üzere yaşayan ve bir Allah’a inanan az sayıda insan da vardı ki bunlara “Hanif” adı verilirdi.

Kâbe bütün Araplar tarafından kutsal olarak bilinirdi. Yılın belli aylarında hac ve ticaret yapmak maksadıyla Mekke’ye gelenler Kâbe’yi ziyaret ederlerdi. Güven içerisinde hac ve ticaret yapılabilsin diye kan dökmenin ve bozgunculuk çıkarmanın yasak olduğu aylar vardı. Bu aylara “Haram Aylar” adı verilirdi.

İslam’dan önce Arabistan’da okuma yazma bilenler yok denecek kadar azdı. Okul, kütüphane gibi eğitim merkezleri yoktu. Bu nedenle, yazılı edebiyat yerine sözlü edebiyat gelişmişti. Özellikle şiir yaygındı ve oldukça ileri düzeydeydi. Mekke’de düzenlenen panayırlarda şiir yarışmaları düzenlenir, birinci olan şiir Kâbe duvarına asılırdı.  İnsanlar, atalarının geleneklerini körü körüne taklit ederlerdi. Kan davaları yüzünden kabileler  arasında sürekli savaşlar yaşanıyordu. İçki, kumar gibi kötü alışkanlıklar ve haksızlık artmıştı.

Toplumda güçlü olanlar zayıfları ezerdi. Kölelerin, fakir ve kimsesizlerin hiçbir değeri yoktu. Kadınlara ve kız çocuklarına değer vermezlerdi. Bu özellikleri sebebiyle o döneme “Cahiliye Dönemi” adı verilmiştir.


 

Copyright © 2014
ilimrehberi.com. Her hakkı mahfuzdur.